Fon krizi otomotiv pazarında talebi ve fiyatları vurdu
Fon krizi otomotiv pazarında hem sıfır hem ikinci el araç talebini etkiledi. Yatırımcıların satışları ve ertelenen alımlar piyasa dengesini bozdu.
Otomotiv editörü Emre Özpeynirci, yaklaşık 500 bin kişiyi etkilediği belirtilen fon krizinin otomotiv pazarında da sonuçlar doğurduğunu söyledi. Özpeynirci, fonlardaki parasına ulaşamayan yatırımcıların araçlarını nakde çevirmek için satışa çıkardığını, sıfır otomobil almak üzere birikimlerinin getirisine güvenen tüketicilerin ise alımlarını ertelediğini belirtti.
Oksijen TV’de yayımlanan Otomotiv Gündemi programının 100’üncü bölümünde değerlendirmelerde bulunan Özpeynirci, krizin sektörü iki ayrı kanaldan etkilediğini ifade etti. Paranın ne zaman geri alınabileceği belirsizleşen bazı yatırımcıların otomobillerini satışa sunması, ikinci el piyasasında arz, talep ve fiyat dengesinin kısa sürede değişmesine yol açtı.
Sıfır araç talebinde erteleme
Fon krizinin sıfır otomobil pazarındaki etkisinin ise alım planlarının ertelenmesiyle ortaya çıktığını anlatan Özpeynirci, bazı yatırımcıların araçlar için ön ödeme yaptığını ve kalan tutarı fondan bekledikleri getiriyle karşılamayı planladığını söyledi. Krizin ardından bu tüketicilerin bir bölümünün satın alma kararından vazgeçtiği, bir bölümünün de işlemi ertelediği belirtildi.
Özpeynirci, bu durumun sıfır otomobil pazarındaki talep kaybını artırdığını kaydetti. Türkiye otomobil pazarında temmuz ve ağustos aylarında yüzde 25’in üzerinde daralma yaşandığını belirten Özpeynirci, eylül ayında yaklaşık 90 bin adetlik satış beklediğini ifade etti.
Sektörün son üç ayda yüksek stok maliyetleri ve zayıflayan talep nedeniyle ciddi bir mücadele verdiğini söyleyen Özpeynirci, buna karşın tüketiciler açısından bazı fırsatların oluştuğuna dikkat çekti. Liste fiyatı 2 milyon TL’nin altında olan 64 otomobil bulunduğunu belirten Özpeynirci, bayi indirimleriyle bu sayının 113’e çıktığını, bazı modellerde kampanyaların 700 bin TL’ye kadar ulaştığını söyledi.
Otomotiv ekosisteminden yaklaşık 4 milyon kişinin gelir elde ettiğini hatırlatan Özpeynirci, şirketlerin mali yapısındaki bozulmanın sürmesi halinde istihdam açısından da risk oluşabileceğini vurguladı.
ÖTV indirimi beklentisi
Özpeynirci, yakın dönemde otomobillerde Özel Tüketim Vergisi indirimi beklemediğini dile getirdi. Otomobilden alınan ÖTV’nin kamu açısından tahsilatı kolay bir gelir kalemi olduğunu belirten Özpeynirci, yıl sonunda yaklaşık 900 milyar TL’lik ÖTV geliri hedeflendiğini ve bu kalemin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 7-8 seviyesinde bulunduğunu ifade etti.
ÖTV’nin bir anda yarı yarıya düşürülmesinin ikinci el araçlarda ciddi değer kaybına yol açabileceğini savunan Özpeynirci, vergi yükünde bir değişiklik yapılacaksa bunun uzun vadeye yayılan kademeli bir modelle gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi. Bütçe açığı ve son gelişmeler nedeniyle indirim yerine 4×4 ve 2×4 araçların vergilendirilmesinde farklılaşma ya da maktu ÖTV konusunda yeni düzenlemelerin gündeme gelebileceğini öne sürdü.
İkinci elde eski araçlara talep
İkinci el piyasasında 10-15 yaş arasındaki otomobillerin fiyatlarının yüksek kalmasında alım gücündeki gerilemenin etkili olduğunu belirten Özpeynirci, tüketicilerin önemli bölümünün daha yeni araçlara erişemediğini söyledi. Krediye ulaşmanın zorlaşması da talebi eski araçlara yöneltti.
Özellikle 300 bin ila 450 bin TL aralığındaki 10-15 yaşındaki otomobillere yoğun ilgi gösterildiğini belirten Özpeynirci, talebin bu araçların fiyatlarını yüksek tuttuğunu ifade etti. İkinci elde değerini daha iyi koruyan SUV modellerinde yaygın servis ağı, yedek parçaya erişim ve bakım maliyetlerinin önemli belirleyiciler olduğunu kaydetti.
Elektrikli otomobillerde şarj koşulu
Elektrikli otomobillerin, evinde veya iş yerinde şarj imkanı bulunan tüketiciler için özellikle şehir içi kullanımda maliyet avantajı sunduğunu belirten Özpeynirci, akaryakıt fiyatları dikkate alındığında şehir içi ulaşım giderinin içten yanmalı araçlara kıyasla yaklaşık yedide bire kadar düşebileceğini söyledi. Uzun yol kullanımında ise şarj planlamasının önem taşıdığını ifade etti.
Elektrikli otomobillerin ikinci el değerinde bağımsız servis ağının yeterince gelişmemesi ve batarya ile yazılım teknolojilerinin hızlı yenilenmesinin etkili olabildiğini belirten Özpeynirci, bu unsurların değer kaybını hızlandırabileceğini dile getirdi.
Çin’den gelen araçlara yönelik ek mali yükümlülüklerin yanı sıra servis ağı şartları getirildiğini anlatan Özpeynirci, daha sonra düzenlemelerin Gümrük Birliği dışındaki diğer ülkelerden yapılan ithalatı da etkilediğini söyledi. Avrupalı üreticilerin emisyon hedefleri nedeniyle elektrikli araç arzını öncelikle Avrupa pazarına yönlendirmesi de Türkiye’deki arzı sınırladı.
Sektör kulislerinde servis düzenlemesinin değiştirilmesi veya kaldırılmasının konuşulduğunu belirten Özpeynirci, böyle bir adımın Çin, Japonya ve ABD gibi pazarlardan Türkiye’ye elektrikli otomobil girişini hızlandırabileceğini ifade etti. Türkiye’de otomotiv fabrikalarının kapasite kullanım oranının yüzde 60’ın altına gerilediğine de dikkat çekti.
Togg ve BYD’ye ilişkin değerlendirme
Togg’un aylık yaklaşık 4 bin adetlik satışının talep ve üretim kapasitesinin altında kaldığını savunan Özpeynirci, markanın Avrupa’da kalıcı ve güçlü bir konuma ulaşabilmesi için fiyat ve teknoloji bakımından küresel rakipleriyle rekabet etmesi gerektiğini söyledi.
BYD’nin Türkiye’de planladığı yatırımı da değerlendiren Özpeynirci, Avrupa Birliği’nde gündeme gelen “Made in Europe” yaklaşımının Çinli üreticilerin yatırım kararlarında belirsizlik oluşturduğunu belirtti. Çinli otomotiv şirketlerinin Avrupa pazarına erişimi güvence altına almak amacıyla yatırımlarını doğrudan Avrupa Birliği sınırlarına yönlendirmeye başladığını ifade eden Özpeynirci, BYD’nin Türkiye yatırımının mevcut koşullarda beklemeye alındığını söyledi.




