Küresel Enerji Krizi Sosyal Eşitsizlikleri Artırabilir
Orta Doğu’daki gerilimler ve enerji krizinin sosyal eşitsizlikleri derinleştirebileceği uyarıları yapılıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı askeri harekât, Orta Doğu’da gerilimleri artırarak, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve enerji tesislerine yönelik saldırılarla birleşti. Bu durum, dünya genelinde enerji kaynaklarında ani kesintilere ve fiyat artışlarına yol açarak, “küresel enerji şoku” ihtimalini gündeme getirdi. Uzmanlar, bu tür bir krizin sosyal eşitsizlikleri daha da derinleştirebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte, petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının arzında ciddi kesintiler yaşanırken, dünya ekonomisi de sarsıntılarla karşı karşıya kaldı. Enerji fiyatlarındaki artış, yaşam maliyetlerini yükseltirken, büyümenin yavaşlaması ve işsizlik oranlarının artması gibi olumsuz etkiler de ortaya çıkabilir. Uzmanlar, bu krizin enerji fiyatları ile birlikte enflasyonu, gelir dağılımını, küresel finansal istikrarı ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini belirtiyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), dünya tarihinin en büyük enerji güvenliği krizi ile yüzleştiğimizi ifade ediyor. IEA Başkanı Dr. Fatih Birol, evden çalışma uygulamalarının teşvik edilmesi ve trafiğin azaltılması gerektiğini vurguladı. Bazı Asya ülkeleri, enerji tüketimini sınırlamak için çeşitli önlemler aldı. Örneğin, Bangladeş’te klimaların 25 derecenin altına soğutulması yasaklandı, Tayland’da ise bu sıcaklık 26 derece olarak belirlendi. Ayrıca, bazı ülkelerde okulların çalışma saatleri kısaltılmaya başlandı ve kamu görevlilerinin hava yolculuğu kısıtlandı.
İsrail’in İran’daki Güney Fars gaz sahasına yönelik saldırısı ve İran’ın Katar’daki Ras Laffan LNG tesisine karşılık vermesi, dünya genelindeki kritik enerji üretim merkezlerinde ciddi hasarlara yol açtı. Bu gelişmeler, petrol ve doğalgaz piyasalarında ani fiyat artışlarına neden olurken, Brent petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı. Altyapının yeniden inşa edilememesi ve karşılıklı saldırıların devam etmesi, uzun vadeli arz güvenliğini tehdit ediyor.
Ekonomistler Isabella Weber ve Gregor Semieniuk, küresel LNG ihracatının önemli bir kısmının Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğine dikkat çekerek, bu boğazın kapanmasının enerji akışını ve gıda üretiminden mikroçip üretimine kadar geniş bir endüstriyel zinciri olumsuz etkileyeceğini belirtti. Petrol ve gaz üretiminin durdurulmasının yeniden başlatılmasının aylar alabileceği, krizin derinleşmesine neden oluyor.
Weber, “Küresel enerji şoku geliyor ve bu durum eşitsizlikleri daha da derinleştirecek” diyerek Hürmüz Boğazı krizinin ekonomilere yayılacağını ve toplumları parçalayabileceğini öngördüğünü ifade etti. Weber, en kötü senaryonun stagflasyon olduğunu belirterek, kıtlıklar, artan işsizlik, işçilerin enflasyona ayak uyduramaması, borsa düşüşleri ve kredi temerrütlerinin artması gibi olası krizlere dikkat çekti.
Financial Times ve The Guardian, saldırıların ardından hisse senedi ve tahvil piyasalarında düşüş yaşandığını, yatırımcıların “uzun süreli enerji şoku” ihtimalini fiyatlamaya başladıklarını aktarıyor. The Economist’e göre, Pakistan, Mısır ve Sri Lanka gibi gelişmekte olan ülkeler ciddi bir ödemeler dengesi krizi ile yüzleşiyor. Gübre üretiminin doğalgaza bağımlı olması nedeniyle yaşanan arz kesintileri, tarımsal üretimi de doğrudan etkiliyor.
Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ve Kızıldeniz’deki artan risklerin enerji, yakıt ve gübre maliyetlerini artırdığını ve bu durumun Orta Doğu’nun ötesinde açlığı derinleştirdiğini belirtti. WFP, akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısının 363 milyona çıkabileceğini ve bu durumun 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından yaşanan açlık seviyelerini aşabileceğini ifade etti.




