Hisse Senetlerinde Ralli Devam Ediyor: Nedenleri ve Beklentiler
2026’ya girerken hisse senetleri ve riskli varlıklardaki ralli devam ediyor. Piyasalardaki iyimserlik ve beklentiler üzerine detaylar.
2025 yılı, finansal tahminler açısından zorlu bir dönem olarak kaydedildi. Ancak 2026’ya yaklaşırken piyasalarda genel bir görüş birliği var: Hisse senetleri ve riskli varlıklardaki kontrolsüz yukarı yönlü hareket henüz sona ermedi. Büyük yatırım bankaları ve varlık yöneticileri, değerlemelerin pahalı olmasına ve balon endişelerinin yaygınlaşmasına rağmen, Wall Street’in geri çekilmelerin kalıcı olmayacağına dair inancını koruduğunu belirtiyor.
Piyasalardaki bu direnç, 2025 yılı boyunca ticaret savaşları, jeopolitik gerilimler ve para politikası belirsizliklerine rağmen dikkat çekici bir dayanıklılık sergiledi. ABD Başkanı Donald Trump’ın nisan ayında uyguladığı agresif ticaret politikaları nedeniyle yaşanan sert satışlar, günümüzde neredeyse unutulmuş durumda. Büyük yatırım kuruluşlarının 2026 yılına dair raporlarına bakıldığında, belirgin bir ayı senaryosu bulmak zor. ABD’nin ticaret politikaları ve merkez bankalarının müdahale söylemleri hâlâ risk unsuru olarak masada durmasına rağmen, 2025’teki piyasa performansı karamsar bir bekleyişi giderek zorlaştırıyor.
Goldman Sachs Asset Management’ta küresel çoklu varlık çözümlerinin eş başkanı olan Alexandra Wilson-Elizondo, piyasalardaki durumu şu şekilde özetliyor: “Nisan ayında insanlara, yıl sonunda tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşacağımızı, büyümenin %2,4 civarında olacağını ve ticaret gerilimlerinin azalacağını söyleseydiniz, bunun en iyi ihtimal senaryosu olduğunu düşünürlerdi.” Ancak günümüzde ABD piyasalarında rekor seviyeler konuşuluyor. Kurumsal kârlardaki güçlü artış, özellikle ABD’de varlık fiyatlarının artışını destekleyen en önemli etken haline geldi. Büyük yatırımcılar, bu performans karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyorlar.
Buna rağmen, özellikle teknoloji hisselerinde bir balon oluştuğuna dair endişeler piyasalarda sürekli gündemde. ABD ekonomisindeki bazı ince çatlaklar, bu kaygıları artırıyor. Wilson-Elizondo, balon korkusunun yaygınlaşmasının nedenlerinden birinin medyada sürekli bu çerçevenin işlenmesi olduğunu vurguluyor. Ancak bu görüş yalnızca bazı eleştirmenlere ait değil; teknoloji dünyasının önde gelen isimleri de aşırı coşkunun arttığını kabul ediyor. “Yatırımcılar, tüm veriler Goldilocks senaryosuna uymuyorken bu performansı nasıl açıklayacaklarını sorguluyor,” diyor Wilson-Elizondo ve ekliyor: “Enflasyon hâlâ fazla sıcak, istihdam verileri ise en iyi ihtimalle ılımlı.”
AQR Capital Management’ta makro stratejilerin eş başkanı Jordan Brooks, piyasalardaki değerlemelerin geldiği noktayı değerlendirerek, “Bu kadar gerilmiş değerlemelerle, önümüzdeki 5–10 yılın getirilerinin daha zayıf olacağına son derece yüksek bir inancım var,” diyor. Bu görüş, kısa vadede yükseliş beklentisi ile uzun vadeli getirilerin düşeceği fikrinin aynı anda piyasalarda var olabileceğini gösteriyor.
Tüm bu risklere rağmen, 2026’nın ilk günlerinde piyasa ruh hali “OK doomer” seviyesinde. Yani riskler kabul ediliyor, ancak korku fiyatlaması yapılmıyor. Deutsche Bank, S&P 500 endeksinin 2026 sonuna kadar %17 yükselerek 8.000 puana ulaşacağını öngörüyor. Diğer büyük bankaların tahminleri ise 7.500 civarında toplanıyor. Mevcut seviye ise yaklaşık 6.845. Bu beklentiler, geri çekilmelerin alım fırsatı olarak değerlendirilmeye devam edeceğini gösteriyor.
Yatırımcılar, risklere karşı kayıtsız olmadıklarını, kalite ve çeşitlendirmeye odaklandıklarını belirtiyor. Ancak pratikte mesaj net: 2025 yılı atlatıldıysa, 2026 da atlatılacak. Düzeltmelerin kaçınılmaz olduğu kabul ediliyor, bazıları sert bile olabilir. Ancak çok az kişi bu düşüşlerin kalıcı olmasını bekliyor. “Dipten al” stratejisinin popülerliği de buradan kaynaklanıyor. JPMorgan Asset Management’ta Avrupa baş piyasa stratejisti Karen Ward, piyasalardaki iyimserliğin yanlış olmadığını belirtiyor. ABD Merkez Bankası, faiz indirimlerine devam ederken, hükümetler harcamaları sürdürüyor. ABD’de gündeme gelebilecek vergi iadeleri, tüketiciler açısından “bedava para” hissi yaratarak talebi destekleyebilir.
Ward, 2025’in piyasa performansının ciddi bir şaşkınlık yarattığını vurguluyor: “Tarifeler var, jeopolitik tablo karanlık, Fransa’da hükümet iki kez düştü ama piyasalar rekor kırıyor. Bize en çok sorulan soru bu.” Yanıtın önemli bir kısmı, son 15 yılda neredeyse her krize karşı devreye sokulan parasal ve mali teşviklerde yatıyor. Merkez bankaları ve hükümetlerin sürekli müdahalesi, piyasalarda bir ahlaki tehlike yarattı. Ancak yatırımcılar açısından bu, tamamen rasyonel bir davranış.
Piyasalardaki bu algı, endeks takip eden pasif fonların büyüklüğü ve her şoka karşı refleks hâline gelen kamu destekleriyle güçleniyor. Artık piyasalar yalnızca şirket temellerine değil, sisteme akan likidite miktarına da bakıyor. Bu durum, negatif şokların fiyatları kalıcı biçimde düşürebilmesi için çok büyük olması gerektiği anlamına geliyor. Bu, şirket stratejisi ya da kamu borcunun sürdürülebilirliği gibi eski moda kavramlara inananlar için rahatsız edici olabilir. Ancak Fed ve ABD hükümetinin krizle mücadele kapasitesine karşı durmanın bedeli yüksek.
Sonuç olarak, 2026’ya girerken piyasalarda baskın görüş net: Riskler büyük, değerlemeler pahalı, ancak oyun hâlâ yukarı yönlü oynanıyor. Karamsarlık entelektüel olarak cazip olabilir; fakat şu aşamada Wall Street’te çok az kişi bu pozisyonda kalmak istiyor.




