Yeşil Çelikte Liderlik Doğu’ya mı Geçiyor?

Avrupa’nın yeşil çelik yatırımları yavaşlarken, Çin stratejik bir avantaj elde ediyor. Simon Nicholas’ın analizi detaylandırıyor.

Uluslararası Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü’nden Simon Nicholas’ın yaptığı değerlendirmelere göre, Avrupa’daki finansman zorlukları yeşil çelik yatırımlarını olumsuz etkilerken, Çin bu alanda önemli bir avantaj elde ediyor. Avrupa, çelik sektöründe kömürden çıkış ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine geçişte öncü bir rol üstlenmişti. Ancak günümüzde yeşil çelik dönüşümündeki ivmenin giderek doğuya, özellikle de Çin’e kaydığı gözlemleniyor. Nicholas, bu değişimin geçici değil, yapısal bir kırılmaya işaret ettiğini vurguluyor.

Avrupa, enerji sektöründe olduğu gibi çelik üretiminde de kömürden uzaklaşma sürecini başlatan bölgelerden biri oldu. Almanya gibi birçok Avrupa ülkesi, yenilenebilir enerjiye yönelik erken yatırımlarla küresel enerji dönüşümüne yön verdi. Ancak bu liderlik, güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar gibi alanlarda Çin’in hızlı bir şekilde ölçek kazanmasıyla zayıfladı.

Yeşil çelik alanında da benzer bir durum yaşanıyor. Avrupa’daki çelik üreticileri, yüksek fırınlardan doğrudan indirgenmiş demir (DRI) teknolojisine ve yeşil hidrojene geçişte yüksek sermaye gereksinimleri ve yetersiz kamu destekleri nedeniyle yavaşlıyor. İsveçli Stegra’nın karşılaştığı finansman açığı, bu yapısal sorunun en belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Stegra, yüzde 100 yeşil hidrojen kullanarak DRI bazlı çelik üretmeyi hedefleyen ve tamamlandığında küresel ölçekte önemli bir projeye dönüşecek bir girişimdir. Ancak artan maliyetler nedeniyle 1 milyar doların üzerinde ek finansmana ihtiyaç duyması, Avrupa’daki yeşil sanayi projelerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Nicholas, bu durumu yalnızca bir şirketin yönetim sorunu olarak değil, Avrupa genelinde yeşil sanayi yatırımlarına yönelik yetersiz kamu desteğinin bir sonucu olarak değerlendirmelidir. Daha önce batarya sektöründe Northvolt’un yaşadığı çöküş, Avrupa’nın stratejik temiz enerji teknolojilerinde ölçek ve hız yakalayamamasının sonuçlarını ortaya koymuştu. Yeşil çelikte benzer bir senaryonun yaşanması, kıtanın sanayi politikası açısından ciddi riskler taşıyor.

Çin, çelik üretimini stratejik bir sektör olarak değerlendiriyor ve enerji dönüşümünü bu çerçevede planlıyor. China Baowu ve iştirakleri tarafından devreye alınan hidrojen bazlı DRI tesisleri, henüz tamamen yeşil olmasa da, klasik yüksek fırınlara göre çok daha düşük emisyon profiline sahip. Ayrıca, Çin’in yeşil hidrojen alanında sağladığı ölçek avantajı da dikkat çekiyor. 2025 yılı itibarıyla küresel ölçekte yeşil hidrojen yatırımları açısından zorlu bir dönem beklenmesine rağmen, Çin’de inşası süren projeler dünya toplamının yaklaşık yarısını oluşturuyor. Üretim maliyetlerinin son beş yılda yüzde 40 düşmesi, yeşil hidrojenin sanayiye entegrasyonunu hızlandıran önemli bir faktör.

Açık deniz rüzgâr santrallerine doğrudan bağlı yeşil hidrojen projeleri, Çin’in yalnızca kapasite değil, sistem entegrasyonu açısından da ilerlediğini gösteriyor. Bu durum, hidrojenin çelik üretiminde yaygınlaşmasını Avrupa’ya kıyasla çok daha hızlı hale getirebilir.

Avrupa Birliği’nin Karbon Sınır Düzenleme Mekanizması (CBAM), teorik olarak düşük karbonlu üretime geçen Avrupalı çelik üreticilerini korumayı amaçlıyor. Ancak Nicholas’ın analizine göre, Çin’de yeşil hidrojenle üretilmiş çeliğin AB pazarına girmesi durumunda, CBAM beklenmedik bir şekilde Avrupa üreticileri için yeni bir rekabet baskısı oluşturabilir. Bu senaryoda, Avrupa’nın iç dönüşümünü tamamlayamadan, daha düşük emisyonlu ve rekabetçi maliyetlere sahip ithal çelikle karşılaşması muhtemel. Bu da CBAM’ın koruma aracı olmaktan çıkıp, küresel dengeleri Avrupa aleyhine yeniden şekillendirme riski taşıyor.

Günümüzde Çin’deki birçok DRI tesisi Batılı teknoloji sağlayıcılarına bağımlı. Ancak geçmişte güneş enerjisi, batarya ve elektrikli araçlarda izlediği yol, uzun vadede kendi teknolojilerini geliştirme eğiliminin güçlü olduğunu gösteriyor. Nicholas’a göre, gelecekte düşük emisyonlu çelik üretiminde kullanılan temel teknolojilerin de Çin menşeli olması sürpriz olmayabilir. Bu durum, Avrupa açısından yalnızca üretim değil, aynı zamanda teknoloji egemenliği açısından da stratejik bir sorun anlamına geliyor.

Avrupa, temiz enerji teknolojilerinde yaşadığı kayıplardan ders çıkarmazsa, yeşil çelikte de benzer bir durumla karşı karşıya kalabilir. Stegra gibi projelerin başarısı, yalnızca bireysel yatırımların kaderini değil, Avrupa’nın düşük karbonlu sanayi vizyonunu da belirleyecek. Nicholas’ın analizinin vurguladığı temel gerçek ise şu: Yeşil çelikteki rekabet hızlanıyor ve kamu desteği, finansman yapıları ve teknoloji stratejileri yeniden gözden geçirilmezse, liderlik kalıcı biçimde doğuya kayabilir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu