Brüksel’den Şam’a uzanan zeytin dalı: Yeni bir dönem mi başlıyor?
AB, Suriye ile ilişkilerde tarihi bir adım atarak yaptırımları esnetti. Peki, Suriye artık Avrupa için güvenli bir liman mı?
Avrupa Birliği (AB), Suriye ile olan ilişkilerinde önemli bir değişim gerçekleştirerek 15 yıllık siyasi izolasyonu sona erdirdi. Brüksel’de yapılan üst düzey zirve, 1978 tarihli İş Birliği Anlaşması’nın yeniden canlandırılması ve yaptırımların hafifletilmesi için bir dönüm noktası oldu. Bu gelişmeler, Avrupa’nın Suriye’yi artık güvenli bir liman olarak değerlendirip değerlendirmediği sorusunu gündeme getiriyor.
AB’nin dış politika uzmanları, 2026 yılı itibarıyla Şam yönetimiyle ilişkilerde yeni bir sayfa açmaya hazırlanıyor. Beşşar Esed rejiminin 2024 sonundaki çöküşünün ardından kurulacak geçiş hükümeti ile yürütülen temaslar, Brüksel’de gerçekleştirilen ‘AB-Suriye Üst Düzey Siyasi Diyalog Toplantısı’ ile resmi bir boyut kazanmış durumda. 2011 yılından bu yana askıya alınan ticari ve siyasi ilişkilerin yeniden inşası, Avrupa’nın Suriye’yi bir kriz merkezi olarak değil, bölgesel bir ortak olarak görme isteğini yansıtıyor.
Bu normalleşme sürecinin en dikkat çekici adımlarından biri, AB’nin Suriye içişleri ve savunma bakanlarına yönelik yıllardır uyguladığı kişisel yaptırımları kaldırma kararı oldu. Bu karar, yalnızca sembolik bir jest olmanın ötesinde, Şam yönetimiyle güvenlik ve asayiş konularında doğrudan iş birliği yapılacağının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Yıllardır dondurulmuş olan iş birliği protokollerinin yeniden devreye girmesi, Suriye menşeli ürünlerin Avrupa pazarına girişinin kolaylaşması ve enerji ticaretindeki engellerin kaldırılması anlamına geliyor.
Brüksel’in bu ani değişiminin ardında, insani yardımdan daha derin stratejik çıkarlar yatıyor. Küresel enerji arzındaki sürekli riskler, Avrupa’nın alternatif enerji rotalarına ihtiyaç duymasına neden oluyor. Suriye’nin limanları ve mevcut boru hatları, bölgedeki kaynakları Akdeniz’e ulaştırmanın en kısa yollarından biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Avrupa başkentlerinde sığınmacı baskısını azaltmak amacıyla ‘güvenli dönüş’ zeminini oluşturma gerekliliği de bu diyalogun bir parçası. Şam ile kurulan bu doğrudan iletişim, Suriyelilerin ülkelerine dönüş sürecinde yeni yönetimi yasal bir muhatap olarak tanımlıyor.
Ancak, Avrupa’nın sunduğu yüz milyonlarca Euro’luk başlangıç destek paketi, Suriye’nin küresel sisteme entegrasyonu açısından bir dönüm noktası olarak görülse de projenin nihai hedefi hala belirsizliğini koruyor. Brüksel’in bu adımı, Suriye’yi yeniden inşa etmekten ziyade, kendi sınırlarını koruyacak bir tampon bölge oluşturma stratejisi olarak da yorumlanabilir. Yıllarca süren savaşın izlerini taşıyan Suriye’de, büyük imar fonlarının şeffaf yönetimi ve kapsayıcı bir siyasi yapının sürdürülebilirliği, sürecin en büyük soru işareti olarak önümüzde duruyor.




