Suriye Enerji Haritasında Yeni Dönem Başlıyor
Suriye, enerji projeleriyle ekonomik toparlanma ve Avrupa’nın enerji güvenliğinde önemli bir rol üstlenmeyi hedefliyor.
Son on yılda Doğu Akdeniz, enerji keşifleriyle önemli bir değişim yaşarken, bu sürece Suriye de dahil oluyor. Savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde olan ülke, açık deniz doğalgaz ve petrol projeleri ile yalnızca kendi ekonomik kalkınmasını değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji güvenliğini de sağlamayı hedefliyor. Chevron ve Katar merkezli Power International Holding gibi büyük enerji şirketleriyle yürütülen işbirlikleri, Suriye’nin enerji haritasına dönüşünü simgeliyor.
Suriye’nin doğalgaz rezervinin 285 milyar metreküp, petrol rezervinin ise 2,5 milyar varil civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamların, bölgenin potansiyeli göz önüne alındığında artabileceği belirtiliyor. Suriye Ulusal Petrol Şirketi’nin başkanı Yusuf Kablavi, henüz keşfedilmemiş geniş araziler olduğunu ve trilyonlarca metreküp gaz rezervinin mevcut olduğunu ifade etti. Chevron, ConocoPhillips, TotalEnergies ve Eni gibi şirketlere arama ruhsatı verilmesi planlanıyor. Kablavi, Chevron ve Power International Holding’in geçen hafta açık denizde bir petrol sahasını araştırmak için bir anlaşma imzaladığını ve çalışmaların iki ay içinde başlamasının beklendiğini aktardı. Ayrıca, QatarEnergy ve TotalEnergies’in ikinci bir blok için müzakerelerde bulunduğu, ConocoPhillips’in de yatırım yapma olasılığının bulunduğu kaydediliyor. Üçüncü blok için ise İtalyan Eni ile işbirliği yürütülüyor.
Avrupa’nın Rus gazına olan bağımlılığını azaltma çabaları, Doğu Akdeniz’i alternatif bir enerji tedarik hattı haline getirdi. Suriye’nin karasuları, Türkiye’nin mevcut iletim ağlarına bağlanma potansiyeli sayesinde hem boru hattı hem de sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) seçenekleri sunuyor. Bu coğrafi avantaj, Suriye’yi sadece bir enerji üreticisi değil, aynı zamanda transit ve dengeleyici bir aktör haline getirebilir.
Suriye için bu durum yalnızca ihracatla sınırlı değil; aynı zamanda bütçe dengesi, yeniden inşa finansmanı ve döviz geliri açısından da büyük önem taşıyor. Savaş öncesinde hidrokarbon gelirleri yıllık 3 milyar doları aşmıştı. Açık deniz üretimi, bu seviyeyi yeniden yakalama ve hatta aşma potansiyeline sahip. Suriye Petrol Şirketi, ulusal kontrolü korurken, Chevron teknik uzmanlık ve küresel pazar erişimi sağlıyor. Katar sermayesi ise finansman ve bölgesel entegrasyon avantajı sunuyor. Bu hibrit model, yaptırım riski ve finansman ihtiyacı arasında hassas bir denge kuruyor. Toplam yatırım ihtiyacının 4 ila 7,5 milyar dolar arasında olması bekleniyor ve ilk gazın 2030 yılına doğru devreye girmesi hedefleniyor.
Bölgedeki etki haritası da önemli değişiklikler gösterebilir. Türkiye, yeni bir tedarik kaynağının arz güvenliğini artıracağını ve olası boru hattı bağlantılarının transit gelir yaratabileceğini öngörüyor. İsrail, Leviathan ve Tamar sahalarıyla güçlü bir üretici konumunda, ancak Suriye gazının Avrupa pazarında rekabet oluşturabileceği belirtiliyor. Mısır, LNG tesisleri sayesinde işleme merkezi konumunda; Suriye gazı, Mısır’ın sıvılaştırma kapasitesini artırabilir. Kıbrıs içinse Afrodit sahasının geliştirilmesi ticari açıdan daha hassas hale gelebilir. Avrupa Birliği ise ek arzın tedarik çeşitliliğini güçlendireceğini düşünüyor.
Enerji uzmanları, Suriye’nin açık deniz gaz projelerinin ekonomik toparlanmanın yanı sıra jeopolitik yeniden konumlanma anlamına geldiğini vurguluyor. Avrupa için yeni bir kaynak, Türkiye için stratejik bir köprü ve Doğu Akdeniz için rekabetin derinleşmesi anlamına geliyor. Uzmanlar, “Eğer teknik ve siyasi riskler yönetilebilirse, Suriye gazı yalnızca kuyulardan değil; bölgesel dengelerin merkezinden akacak” görüşünü paylaşıyor.




