Türkiye, Avrupa Çelik Pazarında Rekabet Avantajı Sağlıyor

AB’nin yeni çelik kotaları Ukrayna’nın pazarını daraltırken, Türkiye rekabet avantajını koruyor ve pazar payını artırma fırsatı yakalıyor.

Avrupa Birliği’nin çelik ithalatında uygulamaya koyduğu yeni koruma sistemi, Ukrayna’nın önemli ihracat sektörlerinden birini olumsuz etkileyerek Avrupa pazarındaki rekabet dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. Ukraynalı üreticiler, Türkiye, Çin ve Avrupa Birliği şirketlerinin baskısıyla karşı karşıya kalırken, Türk çeliği mevcut ihracat kotasını korumayı başardı.

AB’nin çelik ithalatında 1 Temmuz’dan itibaren devreye giren yeni düzenlemeleri, Ukrayna sanayisine ciddi bir darbe daha vurdu. Gümrüksüz ithalat kotalarının azaltılması ve kota dışındaki ithalata getirilen yüzde 50 vergi, Ukraynalı üreticilerin Avrupa pazarındaki payını korumasını zorlaştırıyor. Türkiye ise bu yeni sistemde mevcut ihracat performansını sürdürebilecek bir kota miktarı almayı başardı. Ukrayna’nın yüksek katma değerli çelikte geri çekilmesi, Türkiye’yi Avrupa pazarında daha önemli bir oyuncu haline getirebilir.

Yeni sistemle birlikte AB genelinde yıllık gümrüksüz ithalat kotası 18,3 milyon tona düşürüldü. Bu, 2024 yılına göre toplamda yaklaşık yüzde 47’lik bir azalma anlamına geliyor. Ukrayna için ise durum daha da zorlayıcı; ülkeye ayrılan kota miktarı yaklaşık 1 milyon tonla sınırlı kalırken, bu da 2025’teki ticaret hacmine göre yüzde 60’lık bir düşüş demek. Çelik ürünleri, Ukrayna’nın toplam ihracatının yaklaşık yüzde 15’ini oluşturduğundan, bu durum ülke ekonomisi için kritik bir tehdit oluşturuyor. AB, Ukrayna çeliğinin en büyük alıcısı konumunda ve sektörün dış satışlarının yaklaşık dörtte üçü AB pazarına yöneliyor.

Ukrayna İşverenler Federasyonu, yeni ticaret kısıtlamalarının ülkenin yıllık döviz gelirinde 1,2 milyar dolarlık bir kayba yol açabileceğini ve gayrisafi yurt içi hasılayı yüzde 0,6 oranında düşürebileceğini öngörüyor. Ukrayna’nın en büyük çelik üreticilerinden Metinvest’in yöneticileri, Türk, Çinli ve Avrupalı üreticilerin baskısının arttığını belirtiyor. Türkiye, AB ile yaptığı görüşmeler sonucunda mevcut ihracat performansını koruyabilecek bir kota almayı başardı. Ancak bu, Türk çelik üreticilerinin AB’nin korumacılık önlemlerinden etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor; Türkiye de kota, yüzde 50’lik kota dışı vergi ve karbon maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor.

Ukrayna’nın durumu ise çok daha zor. Savaş nedeniyle üretim kapasitesinin büyük bir kısmını kaybeden Ukraynalı şirketler, enerji ve lojistik maliyetleriyle başa çıkmak zorunda kalırken, AB pazarındaki düşük kotalarla da mücadele ediyor. Türkiye, 2025 yılında 38,1 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumuna yükselebilir. Ülkenin geniş üretim kapasitesi ve Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, kıtadaki tedarik dengesinin değişmesiyle rekabet açısından önemli avantajlar sağlıyor.

Ukrayna’nın yüksek katma değerli ürünlerde üretimi azaltması halinde ortaya çıkacak pazar boşluğunun tamamının Türkiye’ye yönelmesi beklenmese de Türk üreticilerin bazı ürün gruplarında daha güçlü rekabet fırsatları yakalaması mümkün. Yeni kurallar, Ukrayna’nın üretim yapısını da değiştirmeye başladı. Örneğin, Zaporizhstal, yüksek katma değerli çelik ürünlerinin yerine kota kapsamının dışında kalan yarı mamul pik demir üretimine daha fazla ağırlık vermeyi değerlendiriyor. Ancak bu dönüşüm, şirketin üretim kapasitesinin yarısını kaybetmesine neden olabilir.

Ukrayna’daki savaş koşulları, maliyetleri artırıyor. Rus saldırıları, Karadeniz üzerinden yapılan taşımacılığı aksatıyor ve bu durum Ukraynalı şirketleri hammadde ve ürün sevkiyatında daha pahalı rotalara yönelmeye zorluyor. Zaporizhstal’ın kullandığı koklaşabilir kömürün alternatif Avrupa limanları üzerinden getirilmesi, ton başına 30-40 dolarlık ek lojistik maliyet yaratıyor. Ayrıca, Ukrayna içindeki demiryolu yük tarifelerinin yüzde 30 artırılması da şirketlerin maliyet hesaplarını zorlaştırıyor. Tesislerin saldırı altında bulunması, üretimde duraksamalara ve yeniden başlatma maliyetlerine yol açıyor.

AB’nin yeni çelik sistemi, yalnızca Ukrayna’yı değil, dünya genelindeki büyük çelik ihracatçılarını da etkiliyor. Avrupa, küresel çelik arz fazlasının kendi üreticilerini baskılamasını önlemek amacıyla gümrüksüz ithalat hacmini 18,3 milyon tonla sınırladı ve kota aşımındaki vergiyi yüzde 50’ye çıkardı. Yeni düzenlemede çeliğin hangi ülkeden gönderildiği de yeterli olmayacak; ürünün gerçek üretim kaynağı daha sıkı bir şekilde denetlenecek. Bu durum, Türkiye için iki yönlü bir tablo oluşturuyor. Bir yandan AB’nin daralan ithalat kotası Türk üreticilerin Avrupa’ya satış potansiyelini sınırlarken, diğer yandan savaş nedeniyle üretim kapasitesi azalan Ukrayna gibi büyük bir rakibin pazardan çekilmesi, Türkiye’nin önemini artırıyor.

Türk çelik sektörünün AB’ye coğrafi yakınlığı, önemli bir avantaj sağlıyor. Avrupa’daki müşterilerin daha uzak Asyalı tedarikçiler yerine kısa teslimat sürelerine sahip üreticilere yönelmesi durumunda Türkiye, bazı ürün kategorilerinde avantajlı bir konuma gelebilir. Ancak yeni rekabet yalnızca kota üzerinden şekillenmeyecek; AB’nin 1 Ocak’ta kesin uygulama dönemine geçecek Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması da çelik üreticilerinin karbon maliyetini Avrupa pazarındaki fiyat rekabetinin temel unsurlarından biri haline getirecek. Bu nedenle Ukrayna’nın yaşadığı kayıplar, Türk çelik sektörü için otomatik bir ihracat artışı anlamına gelmiyor. Ancak Avrupa pazarında tedarik zincirlerinin yeniden kurulması, üretim kapasitesinin önem kazanması ve rakiplerden birinin ciddi biçimde zayıflaması, Türkiye’nin konumunu daha kritik hale getiriyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu