Yapay Zekâ ve Nükleer Enerji: ABD’de Çatışan İhtiyaçlar

Yapay zekânın enerji talebi ve nükleer projelerdeki zorluklar, ABD’de büyük tartışmalara yol açıyor.

Borsaningundemi.com – Dış Haberler Servisi

Washington’da, hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar nükleer enerji konusunu tartışıyor. İki parti arasında sağlanan bu nadir uzlaşının arkasında, Cumhuriyetçilerin çevrecilere karşı duruşu ve Demokratların yapay zekânın enerji talebine olan vurgusu yatıyor.

Wall Street Journal’ın haberine göre, bu siyasi uyum, Amerika’da gerçek bir “nükleer rönesans” sürecini başlatmış durumda. Ancak, maliyetler, iş gücü eksikliği ve küresel rekabet gibi büyük sorunlar hâlâ çözüm bekliyor.

Yapay zekânın bitmek bilmeyen enerji ihtiyacı

Yapay zekâ, durmaksızın büyüyen enerji talebiyle dikkat çekiyor. The Institute for Energy Research verilerine göre, ABD’de on yıl içinde New York’un toplam enerji tüketiminin 15 katına denk gelen 166 gigavatlık yeni bir enerji ihtiyacı doğacak. Veri merkezlerinin enerji tüketimi, 2030 yılı itibarıyla %17’ye çıkması bekleniyor.

SMR projelerinde maliyet artışı

Küçük Modüler Reaktörler (SMR), başlangıçta enerjinin geleceği için umut vaat ediyordu. Ancak, yatırımcılar maliyetlerle ilgili ciddi sorunlarla karşı karşıya. Doğalgazın maliyeti megavat saat başına 40-65 dolar iken, SMR projelerinde bu rakam 89 ile 180 dolar arasında değişiyor. Örneğin, NuScale Power’ın Idaho projesindeki maliyetler %75 artarak kilovat başına 20.139 dolara ulaştı.

Kanada’da ise GE Hitachi tarafından geliştirilen SMR projesinin maliyeti dört ünite için 21 milyar Kanada dolarına fırladı.

Kaynakçı eksikliği ve uranyum sorunu

ABD, geçmişte Hoover Barajı’nı beş yılda inşa ederken, günümüzde tek bir reaktör projesi için yeterli personeli bulmakta zorlanıyor. Ülkede nükleer sınıf işlerde çalışacak sertifikalı kaynakçı sayısı 5.000’in altında. Bu sayının 2050 yılına kadar üç katına çıkması gerekiyor.

Uranyum tedariki de büyük bir sorun. ABD, ağır yaptırımlara rağmen, küresel zenginleştirme kapasitesinin %45’ini kontrol eden Rusya’dan uranyum almaya devam ediyor. Enerji Bakanlığı, yerli tesisler için 2,7 milyar dolarlık bir bütçe ayırdı ancak üretim ancak 2031’de başlayacak. Uzmanlar, Amerika’nın 2027 yılı için reaktör lisansı verip yakıtı 2031’de beklemesini, havaalanı inşa edilmeden uçak bileti satmaya benzetiyor.

Küresel rekabette Rusya ve Çin önde

Washington’daki tartışmalar sürerken, Çin ve Rusya düşük faizli krediler ve uzun vadeli proje finansmanlarıyla küresel pazarı ele geçiriyor. Dünyanın en büyük uranyum rezervlerine sahip Kazakistan ve büyük bir pazar olan Endonezya’nın nükleer yatırımlar için bu ülkelere yönelmesi, ABD’nin rekabet edememesinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. EXIM Bank’ın sağladığı son fonlar, bu yarışta geri kalanların atacağı bir adım olarak görülüyor.

Teknoloji devleri sorumluluğu üstleniyor

ABD hükümetinin 50 yıldır başaramadığı nükleer enerji projelerini, büyük teknoloji şirketleri üstleniyor. Nükleer reaktörlerin gerçek finansörleri artık Washington değil, Silikon Vadisi’nde bulunuyor. Vistra, Meta, Amazon ve Microsoft ile 20 yıllık anlaşmalar imzaladı. Meta’nın ‘Prometheus’ adını verdiği yapay zekâ sistemi için yaptığı 6 gigavatlık enerji anlaşması, İsveç’in sahip olduğu tüm nükleer santrallerden daha fazla kapasiteye sahip.

Microsoft ise, Three Mile Island reaktörünü yapay zekâ modellerini eğitmek için yeniden kullanma planları yapıyor. Teknoloji devleri, siyasetin detaylarıyla ilgilenmeksizin, veri merkezlerini kesintisiz çalışır halde tutmayı amaçlıyor. Bu net hedef, ABD Kongresi’nin bugüne kadar çıkardığı enerji yasalarından çok daha hızlı sonuçlar doğuruyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu