Hava Kirliliği: Artık Bir İnsan Hakları Krizi Haline Geldi
BM Özel Raportörü, hava kirliliğinin insan hakları krizi olduğunu vurguladı. Çocuklar ve yaşlılar en çok etkilenen gruplar arasında.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin Temiz, Sağlıklı ve Sürdürülebilir Bir Çevre Hakkı Özel Raportörü Astrid Puentes Riaño, hava kirliliğinin sadece çevresel bir mesele değil, aynı zamanda küresel bir insan hakları krizi olduğunu vurgulayan bir rapor yayımladı. 6 Mart 2026 tarihinde yayımlanan bu rapor, temiz hava hakkının korunması için atılması gereken acil adımları ele alıyor.
Rapor, hava kirliliğinin her yıl yaklaşık 8 milyon erken ölüme neden olduğunu ve bu durumdan en çok çocuklar, yaşlılar ve yapısal eşitsizliklere maruz kalan grupların etkilendiğini ortaya koyuyor. Temiz hava, uluslararası hukuk çerçevesinde sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor. Ancak, dünya genelinde milyarlarca insan bu haktan mahrum kalıyor.
Hava kirliliğiyle mücadele etmenin hem mümkün hem de ekonomik açıdan mantıklı olduğunu belirten rapor, 2016 yılında bu sorunun yol açtığı sağlık ve üretkenlik kayıplarının küresel maliyetinin 8,1 trilyon dolara ulaştığını ifade ediyor. Puentes Riaño, hava kirliliğinin önlenebilir ve çözülebilir bir kriz olduğuna dikkat çekiyor. Fosil yakıtların terk edilmesi gibi bilimsel olarak kanıtlanmış çözümler mevcut ve bunların hayata geçirilmesi devletler ve şirketlerin sorumluluğunda.
Devletlerin hava kirliliğini önlemek ve insan sağlığını korumak konusunda uluslararası hukuk çerçevesinde yükümlülükleri olduğu belirtilirken, şirketlerin de emisyonlarını azaltmak, insan haklarına saygı göstermek ve neden oldukları kirliliği açıklamakla sorumlu olduğu vurgulanıyor. Harekete geçmemenin artık bir politika tercihi değil, insan haklarının ihlali anlamına geldiği ifade ediliyor.
Raporda, hava kirliliğinin etkilerinin toplumda eşit dağılmadığına da dikkat çekiliyor. Özellikle sağlık açısından daha savunmasız olan çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlılar ile yoksulluk içinde yaşayan gruplar, kirliliğin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor. Erken doğum, astım, kalp-damar hastalıkları ve demans gibi ciddi sağlık sorunları hava kirliliği ile doğrudan bağlantılı.
Rapor, zararlı hava kirliliğinin en önemli kaynağının fosil yakıtlara dayalı enerji ve ulaşım sistemleri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Fosil yakıtların çıkarılması ve kullanılması, hem iklim krizini hem de hava kirliliğini derinleştiriyor. Bu durum, sağlık eşitsizliklerini artırıyor.
Türkiye özelinde ise rapor, ciddi bir durumu gözler önüne seriyor. Türkiye, ana kaynağı kömür olan kükürt dioksit kirliliği açısından en kirli ülkeler arasında yer alıyor. Yasal olarak izin verilen kirlilik düzeyleri, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği limitlerin çok üzerinde. Hava kirliliği ile ilgili kamuoyuna sunulan bilgilerde ise ciddi eksiklikler bulunuyor; kirletici ölçüm noktaları ve hava kalitesi farklılıkları halkla yeterince paylaşılmıyor.
Temiz Hava Hakkı Platformu adına raporu değerlendiren halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, hava kirliliğinin Türkiye için de kriz düzeyinde olduğunu belirtti. İnce partikül madde (PM2.5) kirliliği nedeniyle 2024 yılında Türkiye’de 62 binden fazla erken ölüm gerçekleştiği ve hava kirliliğinin ekonomik maliyetinin yıllık yaklaşık 138 milyar dolar olarak hesaplandığı ifade edildi. Bu rakam, Türkiye’nin yıllık gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık %10’una denk geliyor.
Diğer bir halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Gamze Varol ise BM raporunun Türkiye için önemine dikkat çekerek, hava kalitesi politikalarının merkezine halk sağlığının yerleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Temiz hava için güçlü düzenlemeler ve fosil yakıt kirliliğini azaltmaya yönelik politikaların, insan haklarını ve halk sağlığını korumak için kritik olduğunu belirtti. Devletler ve şirketlerin, zararları önlemeli ve temiz havayı güvence altına almak için etkili önlemler alması gerektiği ifade edildi.




