Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Yeni Bir Güvenlik İttifakı
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik için yeni bir caydırıcılık mekanizması oluşturuyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos’ta Mekke’de gerçekleştirdikleri bir toplantıda “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzaladı. Bu anlaşma, üç ülkenin güvenlik stratejilerini kolektif caydırıcılık ilkesi etrafında şekillendiriyor. Anlaşma, savunma alanındaki iş birliğini artırmayı, ortak savunma sanayii projelerine zemin hazırlamayı ve terörle mücadelede eş güdümü güçlendirmeyi amaçlıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan bu anlaşmanın temel maddesi, herhangi bir ülkeye yönelik silahlı saldırının, tüm taraflar için bir tehdit olarak kabul edilmesi. Erdoğan, bu anlaşmanın Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinde belirtilen meşru müdafaa hakkını teyit ettiğini, hiçbir ülkeye yönelik bir hedef taşımadığını ve tüm kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu vurguladı.
Anlaşmanın içeriği, resmi açıklamalarda belirtilen başlıklarla şekilleniyor. Kolektif caydırıcılık kapasitesinin artırılması, anlaşmanın ana ilkesi olarak öne çıkıyor. Ardından, savunma alanında daha derin bir koordinasyon sağlanması, ortak savunma sanayii projelerinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler arasında iş birliğinin artırılması geliyor. Ayrıca, terör örgütleri ve diğer güvenlik tehditlerine karşı iş birliği ve eş güdümün güçlendirilmesi de önemli başlıklar arasında yer alıyor.
Kolektif caydırıcılık, potansiyel saldırganların maliyet hesaplarını değiştirmeye yönelik bir strateji olarak tanımlanıyor. Tek bir ülkenin savunma kabiliyetleri, o ülkenin coğrafi ve askeri kaynaklarıyla sınırlıdır. Ancak kolektif caydırıcılık, birden fazla devletin birleşik gücünü ortaya koyarak saldırganın hesaplarını köklü bir şekilde değiştirebilir. Mekke Anlaşması’nın bu ilkeyi işlevsel hale getiren unsuru, üç ülkenin sunduğu yeteneklerin birbirini tamamlamasıdır.
Türkiye, geniş operasyonel deneyimi, NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olması ve gelişmiş bir savunma sanayii ekosistemi ile dikkat çekiyor. Suudi Arabistan, Arap dünyasının tek G20 üyesi olarak bölgedeki en güçlü ekonomik kaynaklara sahip. Vizyon 2030 Programı çerçevesinde, kendi kendine yeterli bir savunma sanayii inşa etmeyi hedefliyor. Pakistan ise, konvansiyonel askeri gücünün yanı sıra nükleer silah kapasitesi ile stratejik bir ağırlık taşıyor. Ancak, anlaşma metninde Pakistan’ın nükleer kapasitesinin açıkça yer almadığı belirtiliyor.
Anlaşmanın imzalandığı dönem, bölgesel güvenlik tehditlerinin arttığı bir zaman dilimine denk geliyor. Şubat ayında başlayan İran savaşı sonrasında, Suudi Arabistan’ın kritik altyapısı ve petrol tesisleri, İran, Husiler ve Iraklı silahlı gruplar tarafından hedef alındı. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, bölgedeki enerji güvenliğini tehdit eden bir durum haline geldi.
Bir yıl önce, Eylül 2025’te İsrail’in Katar’a düzenlediği saldırı, bölge ülkelerinin güvenlik mimarisi hakkında önemli bir dönüm noktası oldu. Bu saldırı sonrası Körfez ülkelerinin ABD’nin güvenlik garantilerine olan güveni sarsıldı. Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki karşılıklı savunma anlaşması bu dönemde imzalanmıştı ve Mekke Anlaşması, Türkiye’nin katılımıyla bu iş birliğini üçlü bir yapıya dönüştürdü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurguladığı “bölgesel sahiplenme” vizyonu, bölge güvenliğinin, uluslararası hukuka saygı çerçevesinde ve diyalog yoluyla inşa edilmesi gerektiğini öne sürüyor. Bu bağlamda, kolektif caydırıcılık anlayışı, İsrail’in bölgedeki yayılmacılığına karşı önemli bir güvenlik mekanizması oluşturuyor.
Kolektif caydırıcılığın sürdürülebilirliği, arkasındaki sanayi kapasitesine bağlıdır. Anlaşmanın ortak savunma sanayii projelerine ve askeri birlikte çalışabilirliğe özel bir başlık açması bu açıdan kritik bir öneme sahip. Suudi Arabistan, 2023’te Türk İHA’ları için Türkiye ile büyük bir savunma ihracat sözleşmesi imzalamıştı. Bu durum, iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir dönüm noktası oldu. Türkiye ile Pakistan arasında da uzun süredir devam eden ortak projeler mevcut. Mekke Anlaşması, bu ikili ilişkileri tek bir stratejik çerçevede bir araya getiriyor.
Gelecek dönemde, ortak savunma sanayii projelerinin hangi platformlar üzerinden hayata geçirileceği, birlikte çalışabilirlik altyapısının nasıl şekilleneceği, ortak tatbikatların düzenlenip düzenlenmeyeceği ve anlaşmanın katılıma açık yapısı çerçevesinde hangi bölge ülkelerinin sürece dahil olacağı gibi konular merakla bekleniyor. Türkiye için Mekke Anlaşması, savunma sanayiinde elde edilen kabiliyetlerin bölgesel bir güvenlik mimarisine dönüştüğü ilk örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.




