Türkiye’nin Yenilenebilir Hidrojen Potansiyeli İçin Eylem Planı Gerekiyor

Yeni SHURA raporu, Türkiye’nin yenilenebilir hidrojende potansiyelini ve eylem planı gereksinimini vurguluyor.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi tarafından yayımlanan yeni rapor, Türkiye’nin yenilenebilir hidrojende üretim, depolama, taşıma ve son kullanım alanlarında büyük bir potansiyele sahip olduğunu ortaya koyuyor. Ancak bu potansiyelin gerçekleştirilmesi için kurumsal ve bütüncül bir eylem çerçevesine ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Raporda, yenilenebilir hidrojen ve türevlerinin, fosil yakıtlara bağımlı olan sanayi ve ulaşım sektörlerinin karbonsuzlaşmasında kritik bir rol oynayabileceği vurgulanıyor.

Rapor, Türkiye’de yenilenebilir hidrojenin etkinleştirilmesi üzerine yapılan üç raporun tamamlayıcısı niteliğinde. Ulusal ve uluslararası fırsatların yanı sıra zorlukların da ele alındığı çalışmada, Türkiye’nin küresel politika, piyasa ve teknoloji gelişmelerini yakından takip ederek hidrojen yol haritasını sürekli güncel tutmasının önemine dikkat çekiliyor. Bu durum, sağlıklı ve sürdürülebilir bir hidrojen ekosisteminin inşası açısından hayati öneme sahip.

Türkiye’nin net sıfır emisyon hedeflerine ulaşma sürecinde, enerji dönüşümünün temel bileşenleri olan yenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği ve elektrifikasyon, politika belgelerinde öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Ancak, yüksek sıcaklık gerektiren sanayi kolları ve uzun mesafe taşımacılık gibi alanlarda mevcut teknolojik sınırlamalar nedeniyle doğrudan elektrifikasyonun yeterli bir çözüm sunması zor görünüyor. Bu nedenle, rapor, zor karbonsuzlaşan sektörlerde yenilenebilir hidrojen gibi tamamlayıcı teknolojilerin devreye alınmasının gerekliliğini vurguluyor.

Yüksek sıcaklık gerektiren sanayi süreçleri ve uzun mesafe taşımacılık uygulamalarında fosil yakıtlara alternatif oluşturabilen yenilenebilir hidrojen, bazı sanayi kollarında ham madde işlevi de görüyor. Bu nedenle, hidrojenin emisyon azaltım potansiyelinin en yüksek olduğu alanlarda önceliklendirilmesi, hem ekonomik katma değer hem de iklim hedefleri açısından kritik bir önem taşıyor.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin yüksek yenilenebilir enerji potansiyeli ve stratejik coğrafi konumu sayesinde yenilenebilir hidrojenin üretimi ve kullanımı açısından önemli avantajlara sahip olduğunu belirtti. Bağ, “Yenilenebilir hidrojen potansiyelinin hayata geçirilebilmesi için politika belgelerinde yer alan hedeflerin somut, takvimlendirilmiş ve kurumsal sorumlulukları net bir şekilde tanımlayan eylem planlarıyla desteklenmesi gerekiyor. Hidrojenden sorumlu kurumsal bir yapı oluşturulmalı. Uygun teşvik ve destek mekanizmaları geliştirilerek piyasa yapısı kademeli olarak inşa edilmeli; talep yaratacak öncelikli sektörler belirlenmeli ve gerekli altyapı eş zamanlı olarak planlanmalıdır” dedi.

Bağ, en önemli konunun yenilenebilir hidrojen üretiminin, elektrik sektörünün dönüşüm hedefleriyle uyumlu bir şekilde planlanması gerektiğini vurguladı. Hidrojenin, fosil yakıt kullanımının ve enerji ithalat bağımlılığının azaltılmasında stratejik bir rol oynayacağını belirten Bağ, “Yenilenebilir hidrojen üretimi, mevcut yenilenebilir elektrik kapasitesinin yönlendirilmesi veya ikame edilmesi yoluyla değil; yalnızca hidrojen üretimi amacıyla devreye alınacak ilave yenilenebilir enerji yatırımları üzerinden gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde, elektrik sektörünün karbonsuzlaşma hedefleri risk altına girebilir” ifadelerini kullandı.

Raporda, yenilenebilir hidrojen ve türevlerinin kullanımında, ilk aşamada en yüksek katma değerin sağlanabileceği ve doğrudan elektrifikasyonun karbondan arındırmada tek başına yetersiz kaldığı sektörlere öncelik verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca, yenilenebilir hidrojenin öncelikli sektörlerde kullanılmasının yanı sıra, oluşabilecek üretim fazlasının çevre ülkelere ihraç edilebileceği, bunun için uluslararası standartlara uyumlu bir planlama yapılması gerektiği ifade ediliyor. Bu planlamaların, üretim teknolojilerinden hidrojen değer zincirine ve taşıma yöntemlerine kadar bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiği belirtiliyor. Bu yaklaşımın Türkiye’yi Avrupa’da gelişmekte olan yenilenebilir hidrojen pazarında rekabetçi ve stratejik bir konuma taşıyabileceği değerlendiriliyor.

Raporda ayrıca, küresel ölçekte yenilenebilir hidrojen projelerinin önemli bir kısmının planlanan takvimlerin gerisinde kaldığına dikkat çekiliyor. 2030 yılına kadar kurulması öngörülen projelere dayalı düşük emisyonlu hidrojen üretimi beklentisinin, iptaller ve gecikmeler nedeniyle son bir yılda 49 milyon tondan 37 milyon tona gerilediği vurgulanıyor. Bu projelerin %80’inden fazlasını, elektrolizör teknolojisine dayalı yenilenebilir hidrojen projeleri oluşturuyor. Yetersiz altyapı, düzenleyici çerçevenin eksikliği, teknolojik olgunluğun sağlanamaması ve yüksek üretim maliyetleri bu gecikmelerin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Karbon fiyatlandırması ve talep tarafı destek mekanizmalarının sınırlı kalması da piyasa oluşumunu yavaşlatıyor. Türkiye’nin, küresel ölçekteki politika, piyasa ve teknoloji gelişmelerini yakından izleyerek hidrojen yol haritasını düzenli olarak güncellemesi, sağlıklı, sürdürülebilir ve rekabetçi bir hidrojen ekosisteminin inşası açısından büyük önem taşıyor.

Raporda, paydaş görüşleri doğrultusunda Türkiye’de yenilenebilir hidrojen ekosisteminin oluşturulmasına yönelik 17 politika önerisi sunuluyor. Bu öneriler arasında, yenilenebilir hidrojene ilişkin idari izin süreçlerinin ve destek mekanizmalarının tanımlanması, sektörler arası üretim ve gelişim planlarının koordine edilmesi, yerli arzı teşvik etmek için mali teşviklerin sağlanması gibi maddeler yer alıyor. Ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarına yakın alanlarda hidrojen merkezleri kurulması ve hidrojenin üretimi, taşınması, depolanması ve kullanımı için gerekli altyapıların iyileştirilmesi gerektiği de vurgulanıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu