ABD, Çin İthalatında Üçüncü Ülke Risklerini İnceliyor

ABD, Çin menşeli ürünlerin üçüncü ülkeler üzerinden ithalatında kayıpları araştırıyor. Türkiye de risk grubunda yer alıyor.

Beyaz Saray, Çin ile bağlantılı ürünlerin üçüncü ülkeler aracılığıyla ABD’ye sokulmasının, ülkeye milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açtığını bildirdi. Bu durum, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının yeni bir boyutunu oluşturuyor. Beyaz Saray tarafından yayımlanan rapor, Çin menşeli ürünlerin daha düşük gümrük tarifelerine tabi olan üçüncü ülkeler üzerinden geçirilerek gerçek kökenlerinin gizlendiğini öne sürüyor.

Rapor, 40’tan fazla ülkenin “yasa dışı aktarma riski” taşıyan ticaret merkezleri arasında sınıflandırıldığını ortaya koyuyor. Türkiye, Brezilya, Endonezya, Malezya, Tayland ve Vietnam ile birlikte ikinci risk grubuna dahil edildi.

Washington’ın bu yeni yaklaşımı, yalnızca ek vergi uygulamalarıyla sınırlı kalmayacak. ABD gümrükleri, sevkiyat rotalarından üretim kapasitesine, konteyner üzerindeki işaretlerden X-ray görüntülerine kadar birçok veriyi yapay zeka ile analiz etmeye hazırlanıyor.

Beyaz Saray raporu, üçüncü ülkeler üzerinden yapılan şüpheli sevkiyatların boyutunu ölçmek için hükümet kurumları ile özel sektörün beş ayrı çalışmasını karşılaştırıyor. Yıllık potansiyel aktarma ticaretinin 40 milyar dolardan 303 milyar dolara kadar geniş bir aralıkta hesaplandığı belirtiliyor.

Rapor, bu çalışmaların doğrudan toplanamayacağını vurguluyor. Bazı tahminler yalnızca açıkça yeniden yönlendirilen ürünleri incelerken, diğerleri fabrikalar, tedarik zincirleri ve küresel mal hareketleri üzerinden daha geniş bir risk alanı hesaplıyor. Beyaz Saray’ın merkezi senaryosu, yılda yaklaşık 75 milyar dolarlık yasa dışı aktarma ticaretini esas alıyor. Bu senaryoya göre, ABD ekonomisinde 113-150 milyar dolarlık yıllık üretim kaybı ve 19-26 milyar dolarlık federal gelir kaybı öngörülüyor.

Rapor, yaklaşık 450 bin kişilik istihdam etkisini doğrudan gözlemlenen iş kaybı olarak değil, ekonomik modelleme sonucu elde edilen bir tahmin olarak sunuyor.

ABD yönetimi, sorunların özellikle elektronik ekipmanlar, entegre devreler, pompalar, kompresörler, plastik ürünler, kablo sistemleri, alüminyum ürünleri ve motor parçaları gibi sanayi gruplarında yoğunlaştığını belirtiyor.

Raporun Türk şirketleri açısından en dikkat çekici kısmı, ülkelerin üç ayrı kategori altında sınıflandırılması oldu. Türkiye, Brezilya, Endonezya, Malezya, Tayland ve Vietnam ile birlikte “Çin ile önemli ekonomik entegrasyona sahip ölçek liderleri” olarak tanımlanan ikinci gruba yerleştirildi. Beyaz Saray, bu ülkelerin büyük üretim kapasitesine, güçlü liman altyapısına ve gelişmiş tedarikçi ağlarına sahip olduğunu savunuyor.

Türkiye ve Brezilya, belirli ürün kategorilerinde yeniden yönlendirme veya üretim dönüşümü iddialarını destekleyebilecek büyük bölgesel üretim ve lojistik merkezleri olarak gösteriliyor. Ayrıca, Türkiye bir başka tabloda da Belçika, Kanada, Hollanda, Singapur ve İsviçre ile birlikte “gelişmiş lojistik platformlar” kategorisinde yer alıyor. Bu grupta gelişmiş gümrük altyapısı, limanlar, ticaret şirketleri ve antrepolar öne çıkarılıyor.

Ancak, rapordaki sınıflandırma, Türkiye’den ABD’ye yapılan ihracatın veya Türk şirketlerinin faaliyetlerinin doğrudan yasa dışı olduğu anlamına gelmiyor. Beyaz Saray, geniş ve meşru ticaret akışları ile gerçek menşe değiştirme operasyonlarının ayrılması gerektiğini vurguluyor.

Washington’ın üzerinde durduğu temel yöntem, yüksek tarifeye tabi Çin malının doğrudan ABD’ye gönderilmesi yerine önce daha düşük tarifeli bir ülkeye taşınması. Ürün burada sınırlı montaj, paketleme, etiket değiştirme, test veya küçük bir üretim işleminin ardından farklı bir ülke menşeiymiş gibi ABD’ye ihraç edilebiliyor. ABD yönetimi, gerçek ekonomik kökeni değiştirecek ölçüde üretim yapılmadan yalnızca ürünün ticari kimliğinin değiştirilmesini hedefliyor.

Tarife farkı büyüdükçe bu yöntemin ekonomik getirisi de artıyor. Çin’den doğrudan gönderildiğinde yüksek gümrük vergisine tabi olan bir ürün, daha düşük tarifeye sahip başka bir ülkenin menşei altında ABD’ye girdiğinde yüz milyonlarca dolarlık vergi farkı oluşabiliyor. ABD Ticaret Bakanlığı’nın daha dar kapsamlı işlem eşleştirmesine göre, 2025 yılında yalnızca Meksika, Hindistan ve Vietnam üzerinden Çin’den ABD’ye yönlendirilen malların değeri yaklaşık 67 milyar dolara ulaşacak. Bu işlemlerde tahmini tarife kaybı ise yaklaşık 28 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Washington, bu nedenle artık yalnızca ürünün hangi limandan geldiğine değil, nerede üretildiğine, kullanılan girdilerin kökenine, üçüncü ülkedeki fabrikanın gerçek üretim kapasitesine ve ürünün o ülkede ne kadar süre kaldığına da bakmak istiyor.

Yeni dönemin en dikkat çekici ayağı ise yapay zeka olacak. ABD Gümrük ve Sınır Koruma birimi, risk analizi, kargo taraması ve şüpheli sevkiyatların belirlenmesinde makine öğrenmesi ve büyük veri sistemlerinden yararlanıyor. Beyaz Saray raporu, bu altyapının daha ileri bir aşamaya taşınmasını ve farklı veri kaynaklarının tek sistemde birleştirilmesini öngörüyor. Bu yapı “Detective Border” olarak adlandırılıyor.

Sistem, bir ürünün beyan edilen menşeini önceki sevkiyat rotaları, kullanılan parçalar, üretici ilişkileri ve fabrikanın gerçek üretim kapasitesiyle karşılaştıracak. Bir şirketin teorik olarak üretemeyeceği miktarda mal ihraç etmesi veya Çin’den gelen ürünün çok kısa süre içerisinde başka bir ülkeden ABD’ye gönderilmesi, risk sinyali oluşturabilecek. Bilgisayarlı görüntü sistemlerinin konteyner işaretlerini, ambalaj biçimlerini ve X-ray görüntülerini incelemesi de planın parçaları arasında bulunuyor.

Washington’ın hedefi, insan denetiminin yakalayamayacağı büyüklükteki küresel ticaret akışını algoritmalarla tarayarak yüksek riskli sevkiyatları gümrük görevlilerinin önüne çıkarmak. Türkiye’nin raporda ikinci grupta gösterilmesi, özellikle Çin girdisi kullanan ve ürünlerini ABD pazarına satan Türk şirketleri açısından yeni bir denetim riski yaratabilir. ABD’nin tarif edilen denetim modeli hayata geçirildikçe, bir ürünün yalnızca Türkiye’den sevk edilmiş olması yeterli olmayabilir. Çin’den alınan parçaların Türkiye’de hangi işlemlerden geçtiği, ne kadar yerli katma değer oluşturulduğu ve ürünün gerçekten Türkiye menşeli sayılmasını sağlayacak ölçüde dönüşüm geçirip geçirmediği daha ayrıntılı biçimde sorgulanabilir.

Özellikle elektronik, makine, plastik, metal ürünleri, motor parçaları ve Çin girdisinin yüksek olduğu diğer sanayi kollarında menşe belgeleri, üretim kayıtları, tedarikçi faturaları ve sevkiyat rotalarının önemi artabilir. Türkiye’nin büyük limanlara, antrepolara ve güçlü taşımacılık altyapısına sahip olması, küresel ticarette önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak bu özellikler, Beyaz Saray raporunda Türkiye’nin risk değerlendirmesine dahil edilmesinin de gerekçeleri arasında gösteriliyor.

ABD’nin yeni yaklaşımı, Türk firmaları açısından doğrudan yeni bir vergi kararı anlamına gelmiyor. Ancak Washington’ın Çin’e yönelik tarifeleri üçüncü ülkeler üzerinden aşma girişimlerine karşı denetimi sıkılaştırması, Türkiye’den yapılan bazı sevkiyatlarda belge ve menşe incelemelerinin ağırlaşmasına yol açabilir. Küresel ticarette yeni soru, yalnızca ürünün hangi ülkeden gönderildiği değil. ABD, artık ürünün gerçek ekonomik kökeninin neresi olduğunu ve üçüncü ülkede gerçekten üretim yapılıp yapılmadığını da algoritmalarla takip etmeye hazırlanıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu